Küllere Yazılan Mektup


Biliyorum, bu mektup da diğerleri gibi
Çekmecenin en karanlık köşesinde kaybolacak.
Ama yine de yazıyorum,
Çünkü susmak artık parmak uçlarıma kadar battı.

Sen gittiğinde takvim yapraklarıyla birlikte
Ben de eksildim.
Oysa bütün hatalarımın farkındaydım,
Sadece senin gözlerindeki kırgınlığı
Kendi aynamda seyredemedim.
Şimdi o ayna tuz buz,
Ve her parçasında senin siluetin.

Hatırlıyor musun,
Yağmurlu bir akşamüstü ellerini tutmuştum,
Avuçlarının içinde kaybolan bir çocuk gibi.
O an sana "kal" deseydim,
Belki de gidişin bu kadar ağır olmazdı.
Ama "git" dedi gözlerim,
Dilim değil.
Hep yanlış anlaşıldım zaten,
En çok da senin tarafından.

Şimdi her köşe başında sesini arıyorum,
Sokak lambalarının altında gölgeni,
Çay bardağımın kenarında dudağının izini.
Ama hiçbiri sen değil,
Hiçbiri senin sıcaklığını taşımıyor.
Ben sadece bir hayaleti seviyorum artık,
O hayalet de her gece biraz daha soluyor.

Geç kaldım, biliyorum.
Kelimelerim köprüleri yakmak için fazla geç kaldı,
Sen çoktan o köprüleri yıkıp gitmiştin.
Ben hâlâ küllerin üstünde duruyorum,
Rüzgâr senin adını fısıldıyor,
Ben ise o adı söylemeye kıyamıyorum.

Bu mektubu da yakacağım birazdan,
Külleri savrulacak belki de gökyüzüne.
Ama içimdeki yangın öyle kolay sönmez,
Sen de bilirsin,
Ben hep yanarım, hep yanarım,
Ve yanmak, sevmenin en ağır şeklidir.

Yine de bir gün,
Bir martı kanadında getirir mi sesini rüzgâr?
Yoksa ben hep bu suskunlukta mı boğulacağım?
Bilmiyorum.
Sadece şunu bil ki,
Bu satırlar sana ulaşmayacak olsa da,
Ben seni hâlâ,
Her nefes alışımda biraz daha severek,
Yokluğunla yaşamayı öğreniyorum.


Yorumlar

Popüler Yayınlar